When I arrived Portugal for my Erasmus study, I was in kind of a transition period; I'd hated working for a company and decided to work in a non-profit organization; I'd stopped using brands that do test on animals, joined Greenpeace, become more sensitive than ever about environment and animals.(To read the full story: This Summer. My Life Rewritten) These all happened so fast, one summer passed and I was vegan and environmentalist. People I met after called me "hippie", my act, my thoughts, even the way I dressed changed. Maybe I should say they're evolved.
I'd been feeling that I left a life behind when I came here, it was just the time that the things were going right and my plane to Portugal had taken off. That was why I wanted to pick up where I'd left off and started e-mailing to volunteer organizations in Porto. However, it was very difficult to find one for me due to language restriction. Luckily, I found a chance to visit this dog shelter, also where cats were being taken care of.
Erasmus için Portekiz'e vardığım zaman bir tür geçiş sürecindeydim; bir şirket için çalışmaktan nefret etmiş, kar amacı gütmeyen bir organizasyon içerisinde çalışmaya karar vermiştim; hayvanlar üzerinde test yapan ürünleri kullanmayı bırakmış, Greenpeace'e katılmış, çevre ve hayvanlar konusunda hiç olmadığım kadar duyarlı hale gelmiştim. Bunların hepsi çok çabuk gelişti, bir yaz geçti ve ben, vegan ve çevre gönüllüsüydüm. Sonrasında tanıştığım insanlar bana "hippi" demeye başladılar, tavırlarım, düşüncelerim, hatta giyiniş tarzım bile değişti. Belki de gelişti demeliyim.
Buraya geldiğimde arkamda bir hayat bıraktığımı hissetmiştim, işler tam yoluna koyuldu derken Portekiz'e olan uçağım havalanmıştı. İşte bu yüzden, bıraktığım yerden devam etmek istedim ve Porto'daki gönüllü kuruşlara e-mailler atmaya başladım. Ancak, dil kısıtlamasından ötürü bana uygun olan bir yer bulmak çok zordu. Neyse ki, kedilerin de bakımını üstlenen bu köpek barınağına ziyaret etme şansı yakaladım.

Visit to an Animal Shelter: Dogs Along with Cats

25.1.16 MADIS, Custóias, Portugal

When I arrived Portugal for my Erasmus study, I was in kind of a transition period; I'd hated working for a company and decided to work in a non-profit organization; I'd stopped using brands that do test on animals, joined Greenpeace, become more sensitive than ever about environment and animals.(To read the full story: This Summer. My Life Rewritten) These all happened so fast, one summer passed and I was vegan and environmentalist. People I met after called me "hippie", my act, my thoughts, even the way I dressed changed. Maybe I should say they're evolved.
I'd been feeling that I left a life behind when I came here, it was just the time that the things were going right and my plane to Portugal had taken off. That was why I wanted to pick up where I'd left off and started e-mailing to volunteer organizations in Porto. However, it was very difficult to find one for me due to language restriction. Luckily, I found a chance to visit this dog shelter, also where cats were being taken care of.
Erasmus için Portekiz'e vardığım zaman bir tür geçiş sürecindeydim; bir şirket için çalışmaktan nefret etmiş, kar amacı gütmeyen bir organizasyon içerisinde çalışmaya karar vermiştim; hayvanlar üzerinde test yapan ürünleri kullanmayı bırakmış, Greenpeace'e katılmış, çevre ve hayvanlar konusunda hiç olmadığım kadar duyarlı hale gelmiştim. Bunların hepsi çok çabuk gelişti, bir yaz geçti ve ben, vegan ve çevre gönüllüsüydüm. Sonrasında tanıştığım insanlar bana "hippi" demeye başladılar, tavırlarım, düşüncelerim, hatta giyiniş tarzım bile değişti. Belki de gelişti demeliyim.
Buraya geldiğimde arkamda bir hayat bıraktığımı hissetmiştim, işler tam yoluna koyuldu derken Portekiz'e olan uçağım havalanmıştı. İşte bu yüzden, bıraktığım yerden devam etmek istedim ve Porto'daki gönüllü kuruşlara e-mailler atmaya başladım. Ancak, dil kısıtlamasından ötürü bana uygun olan bir yer bulmak çok zordu. Neyse ki, kedilerin de bakımını üstlenen bu köpek barınağına ziyaret etme şansı yakaladım.
While I was in Paris, I had four things to do on my mind; 
1. Walking around Champs-Élysées street,
2. Meeting Eiffel Tower,
3. Going to the café where the movie Amélie was shot,
4. Finding vintage stores.
I'm proudly saying that I did all of these! When I went back to Porto, I realized how much I liked vintage stores and I should discover more in Porto and buy some stuff. I'm not usually a goal-setter but I think vintage fashion becomes an addiction for me and I can't help myself, besides; I don't want to! The first thing I did, after my return to Porto, was to search closest vintage stores here and I found many of them. I'd never realized before that lots of vintage shops exist in here. Anyway, I entered one of the shops I found and I completely lost myself. I even thought buying a denim jacket but there were only for man, damn! Then, I found this top and the skirt which are, I think, gorgeous! Even though I wasn't looking for a branded piece, the top was from Mango.  
Paris’teyken, aklımda yapılacak 4 şey vardı;
1. Şanzelize Caddesi'nde dolaşmak,
2. Eyfel Kulesi'yle tanışmak,
3. Amélie adlı filmin çekildiği kafeye gitmek,
4. Vintage dükkanlar bulmak.
Gururla söylüyorum, bunların hepsini yaptım! Porto'ya döndüğümde, vintage dükkanları ne kadar sevdiğimi ve Porto’da daha fazlasını bulup birkaç parça birşey almam gerektiğini farkettim. Genelde pek hedef belirleyen bir tip değilimdir amd sanırım vintage modası benim için bir bağımlılık haline geliyor ve kendime engel olamıyorum, gerçi; olmak da istemiyorum! Porto’ya döndükten sonra, yaptığım ilk şey, yakın civardaki vintage dükkanlarını araştırmak oldu ve epey de buldum. Daha önce , burada bu kadar çok vintage dükkanı olduğunu hiç farketmemişim. Neyse, bulduğum dükkanlardan birine girdim ve tamamen kendimi kaybettim. Bir tane kot ceket bile almayı düşündüm ama sadece erkekler için vardı, ah be! Sonra, bu üstü ve eteği buldum ki, bence, mükemmeller! Markalı bir ürün aramama ragmen, aldığım bu üst Mango’nun ürünü çıktı.

Balcony Sessions: The First Vintage Shopping

24.1.16

While I was in Paris, I had four things to do on my mind; 
1. Walking around Champs-Élysées street,
2. Meeting Eiffel Tower,
3. Going to the café where the movie Amélie was shot,
4. Finding vintage stores.
I'm proudly saying that I did all of these! When I went back to Porto, I realized how much I liked vintage stores and I should discover more in Porto and buy some stuff. I'm not usually a goal-setter but I think vintage fashion becomes an addiction for me and I can't help myself, besides; I don't want to! The first thing I did, after my return to Porto, was to search closest vintage stores here and I found many of them. I'd never realized before that lots of vintage shops exist in here. Anyway, I entered one of the shops I found and I completely lost myself. I even thought buying a denim jacket but there were only for man, damn! Then, I found this top and the skirt which are, I think, gorgeous! Even though I wasn't looking for a branded piece, the top was from Mango.  
Paris’teyken, aklımda yapılacak 4 şey vardı;
1. Şanzelize Caddesi'nde dolaşmak,
2. Eyfel Kulesi'yle tanışmak,
3. Amélie adlı filmin çekildiği kafeye gitmek,
4. Vintage dükkanlar bulmak.
Gururla söylüyorum, bunların hepsini yaptım! Porto'ya döndüğümde, vintage dükkanları ne kadar sevdiğimi ve Porto’da daha fazlasını bulup birkaç parça birşey almam gerektiğini farkettim. Genelde pek hedef belirleyen bir tip değilimdir amd sanırım vintage modası benim için bir bağımlılık haline geliyor ve kendime engel olamıyorum, gerçi; olmak da istemiyorum! Porto’ya döndükten sonra, yaptığım ilk şey, yakın civardaki vintage dükkanlarını araştırmak oldu ve epey de buldum. Daha önce , burada bu kadar çok vintage dükkanı olduğunu hiç farketmemişim. Neyse, bulduğum dükkanlardan birine girdim ve tamamen kendimi kaybettim. Bir tane kot ceket bile almayı düşündüm ama sadece erkekler için vardı, ah be! Sonra, bu üstü ve eteği buldum ki, bence, mükemmeller! Markalı bir ürün aramama ragmen, aldığım bu üst Mango’nun ürünü çıktı.
Well, hello, hello! If one of my latest posts, Calling out Bloggers in Paris!, caught your eye, you'll know that I was in Paris last weekend! Being in Paris had always been a dream of mine and I'm very happy to say that finally my dream came true! 
While I was there, of course I visited my favorite shop, Yves Rocher. The first reason why it's my favorite one is that its products consist of organic ingredients and they are totally cruelty-free. Secondly, it's a french company. I've been talking about this brand for a long time, you can find many posts on the blog, under the category of Beauty.
Not only me but my family also adores Yves Rocher. Considering I have two sisters. we always go for shopping all together, my mom, my sisters and me. For sure, we have different preferences over brands but the only shop we cannot give up is Yves Rocher. That's why I decided to buy a gift for each; besides, there was 50% discount! In total, including products I bought for myself, I paid just 50 euros. I remember, once, when my mom and I were shopping in one of its stores and ended up with more than hundred euros bill!
Yeniden merhabalar herkese! Son yayınladığım yazılardan biri, Calling out Bloggers in Paris!, dikkatinizi çekmeyi başarabilmişse, geçen haftasonu Paris'te olduğumu biliyorsunuzdur! Paris'te olmak her zaman hayallerimden biriydi ve sonunda hayalimin gerçekleştiğini söylemekten ötürü çok mutluyum! 
Hazır oradayken, favori dükkanım, Yves Rocher' yi es geçmedim tabii ki. Yves Rocher'nin favori markalarımdan biri olmasındaki ilk sebep, ürünlerinin organik bazlı ve hayvanlar üzerinde denenmiyor olması (cruelty-free). İkinci sebep ise, fransız şirketi olması. Bu marka hakkında çok uzun zamandan beri bahsediyorum, blogta Beauty|Güzellik kategorisi altında birçok yazı bulabilirsiniz.
Sadece ben değil, ailem de Yves Rocher' ye bayılıyor. İki ablam olduğunu düşünürsek, annem, ablamlar ve ben, her zaman hep birlikte gidiyoruz alışverişe. Tabii ki, tercih ettiğimiz markalar farklı ancak vazgeçemediğimiz tek marka Yves Rocher. Ben de bu yüzden, her birine birer hediye almaya karar verdim; bunun yanısıra, %50 indirimin de etkisi oldu tabii! Benim aldığım ürünleri de hesaba katarsak, toplamda sadece 50 euro yani yaklaşık 150 lira ödedim. Bir keresinde hatırlıyorum, annemle Yves Rocher'nin dükkanlarından birinde yaptığımız alışveriş, 300 liradan fazlaya mal olmuştu!

Collecting Gifts from Paris: Visiting Yves Rocher

21.1.16

Well, hello, hello! If one of my latest posts, Calling out Bloggers in Paris!, caught your eye, you'll know that I was in Paris last weekend! Being in Paris had always been a dream of mine and I'm very happy to say that finally my dream came true! 
While I was there, of course I visited my favorite shop, Yves Rocher. The first reason why it's my favorite one is that its products consist of organic ingredients and they are totally cruelty-free. Secondly, it's a french company. I've been talking about this brand for a long time, you can find many posts on the blog, under the category of Beauty.
Not only me but my family also adores Yves Rocher. Considering I have two sisters. we always go for shopping all together, my mom, my sisters and me. For sure, we have different preferences over brands but the only shop we cannot give up is Yves Rocher. That's why I decided to buy a gift for each; besides, there was 50% discount! In total, including products I bought for myself, I paid just 50 euros. I remember, once, when my mom and I were shopping in one of its stores and ended up with more than hundred euros bill!
Yeniden merhabalar herkese! Son yayınladığım yazılardan biri, Calling out Bloggers in Paris!, dikkatinizi çekmeyi başarabilmişse, geçen haftasonu Paris'te olduğumu biliyorsunuzdur! Paris'te olmak her zaman hayallerimden biriydi ve sonunda hayalimin gerçekleştiğini söylemekten ötürü çok mutluyum! 
Hazır oradayken, favori dükkanım, Yves Rocher' yi es geçmedim tabii ki. Yves Rocher'nin favori markalarımdan biri olmasındaki ilk sebep, ürünlerinin organik bazlı ve hayvanlar üzerinde denenmiyor olması (cruelty-free). İkinci sebep ise, fransız şirketi olması. Bu marka hakkında çok uzun zamandan beri bahsediyorum, blogta Beauty|Güzellik kategorisi altında birçok yazı bulabilirsiniz.
Sadece ben değil, ailem de Yves Rocher' ye bayılıyor. İki ablam olduğunu düşünürsek, annem, ablamlar ve ben, her zaman hep birlikte gidiyoruz alışverişe. Tabii ki, tercih ettiğimiz markalar farklı ancak vazgeçemediğimiz tek marka Yves Rocher. Ben de bu yüzden, her birine birer hediye almaya karar verdim; bunun yanısıra, %50 indirimin de etkisi oldu tabii! Benim aldığım ürünleri de hesaba katarsak, toplamda sadece 50 euro yani yaklaşık 150 lira ödedim. Bir keresinde hatırlıyorum, annemle Yves Rocher'nin dükkanlarından birinde yaptığımız alışveriş, 300 liradan fazlaya mal olmuştu!
In the last post of Madrid Stories, A Greenland Stuck in Rush, I mentioned you the beautiful park in Madrid. Now, it's time to take a look on the streets of Madrid where you can find of course, more people and lots of coffee shops with gorgeous buildings.
The city is divided by Rio Manzanares into two parts and I was in the real city center surrounded by shopping areas and historical places and where also you can find nice places to sit. As I told you before, I'm not fond of historical places, I prefer wandering the streets and take the road to the direction it leads me. 
What I liked about the city most is that I was able to find lots of vegan foods :) We ate tomato bread "Pan con Tomate" in the breakfast which was delicious. It is served with olive oil and grated tomato where you can spoon those onto your toasted bread. For lunch, we went to one of Kebap places which you can come across with in every corner in Madrid. The place we loved its falafel a lot was being run by a Kurdish man who had immigrated to Madrid long time ago. After having a little conversation in Turkish, ultimately we talked about the situation between Kurdish and Turkish people. I remember clearly what he said which affected me very deeply.
To tell the truth, we are not so different people.
Thinking of all the chaos going on between these two nations, maybe all we need to do is to look from a broader perspective and to realize what matters most in first place. When I met such people, I understand the importance of traveling better than ever. You're definitely gaining new perspective by knowing different people from different countries.
Madrid hikayelerinin son yazısında, A Greenland Stuck in Rush (Türkçe versiyonu yazıda mevcut), size Madrid'deki harika parktan bahsetmiştim. Şimdiyse, tabiki daha çok insan bulabileceğiniz, enfes binalarıyla birçok kahve dükkanı barındıran Madrid sokaklarına göz atma vakti.
Şehir Manzanares adı verilen nehirle ikiye ayrılıyor.  Ben, , alışveriş mağazaları ve tarihi yerlerle çevrili olan, ayrıca oturulacak hoş yerler de bulabileceğiniz şehir merkezindeydim. Daha önce söylediğim gibi, ben tarihi yerlere düşkün değilim, daha çok sokaklarda yürümeyi ve yol beni nereye götürüyorsa oraya gitmeyi seven biriyim.
Şehrin en sevdiğim yanı, bolca vegan yemek bulabilmemdi :) Sabah kahvaltısında İspanyolların “Pan con Tomate” dedikleri, yanında servis edilen zeytinyağını ve rendelenmiş domatesi kızarmış ekmek üzerine sürdüğünüz lezzetli ekmeklerden yedik. Öğle yemeğinde, Madrid’in her bir köşesinde rastlayabileceğiniz Kebapçılardan birindeydik. Falafeline bayıldığımız bu mekan, uzun zaman önce Madrid’e göç etmiş bir Kürt tarafından işletiliyordu. Biraz Türkçe sohbet ettikten sonra, en nihayetinde konu Türkler ve Kürtler arasındaki meseleye geldi. Beni derinden etkileyen sözünü çok iyi hatırlıyorum.
Aslına bakarsan, çok da farklı insanlar değiliz.
İki millet arasında giden bu kaosu düşündükçe, belki de ihtiyacımız olan şey olaylara daha geniş bir pencereden bakmak ve aslında neyin önemli olduğunu farkedebilmektir. Böyle insanlarla tanıştıkça, seyahat etmenin önemini çok daha iyi anlıyorum. Farklı ülkelerden, farklı insanları tanıdıkça, kesinlikle yeni bir perspektif kazanıyorsunuz.

Madrid Stories: One day on the Street

19.1.16

In the last post of Madrid Stories, A Greenland Stuck in Rush, I mentioned you the beautiful park in Madrid. Now, it's time to take a look on the streets of Madrid where you can find of course, more people and lots of coffee shops with gorgeous buildings.
The city is divided by Rio Manzanares into two parts and I was in the real city center surrounded by shopping areas and historical places and where also you can find nice places to sit. As I told you before, I'm not fond of historical places, I prefer wandering the streets and take the road to the direction it leads me. 
What I liked about the city most is that I was able to find lots of vegan foods :) We ate tomato bread "Pan con Tomate" in the breakfast which was delicious. It is served with olive oil and grated tomato where you can spoon those onto your toasted bread. For lunch, we went to one of Kebap places which you can come across with in every corner in Madrid. The place we loved its falafel a lot was being run by a Kurdish man who had immigrated to Madrid long time ago. After having a little conversation in Turkish, ultimately we talked about the situation between Kurdish and Turkish people. I remember clearly what he said which affected me very deeply.
To tell the truth, we are not so different people.
Thinking of all the chaos going on between these two nations, maybe all we need to do is to look from a broader perspective and to realize what matters most in first place. When I met such people, I understand the importance of traveling better than ever. You're definitely gaining new perspective by knowing different people from different countries.
Madrid hikayelerinin son yazısında, A Greenland Stuck in Rush (Türkçe versiyonu yazıda mevcut), size Madrid'deki harika parktan bahsetmiştim. Şimdiyse, tabiki daha çok insan bulabileceğiniz, enfes binalarıyla birçok kahve dükkanı barındıran Madrid sokaklarına göz atma vakti.
Şehir Manzanares adı verilen nehirle ikiye ayrılıyor.  Ben, , alışveriş mağazaları ve tarihi yerlerle çevrili olan, ayrıca oturulacak hoş yerler de bulabileceğiniz şehir merkezindeydim. Daha önce söylediğim gibi, ben tarihi yerlere düşkün değilim, daha çok sokaklarda yürümeyi ve yol beni nereye götürüyorsa oraya gitmeyi seven biriyim.
Şehrin en sevdiğim yanı, bolca vegan yemek bulabilmemdi :) Sabah kahvaltısında İspanyolların “Pan con Tomate” dedikleri, yanında servis edilen zeytinyağını ve rendelenmiş domatesi kızarmış ekmek üzerine sürdüğünüz lezzetli ekmeklerden yedik. Öğle yemeğinde, Madrid’in her bir köşesinde rastlayabileceğiniz Kebapçılardan birindeydik. Falafeline bayıldığımız bu mekan, uzun zaman önce Madrid’e göç etmiş bir Kürt tarafından işletiliyordu. Biraz Türkçe sohbet ettikten sonra, en nihayetinde konu Türkler ve Kürtler arasındaki meseleye geldi. Beni derinden etkileyen sözünü çok iyi hatırlıyorum.
Aslına bakarsan, çok da farklı insanlar değiliz.
İki millet arasında giden bu kaosu düşündükçe, belki de ihtiyacımız olan şey olaylara daha geniş bir pencereden bakmak ve aslında neyin önemli olduğunu farkedebilmektir. Böyle insanlarla tanıştıkça, seyahat etmenin önemini çok daha iyi anlıyorum. Farklı ülkelerden, farklı insanları tanıdıkça, kesinlikle yeni bir perspektif kazanıyorsunuz.
As I mentioned you in one of my latest post (Blogging Business), recently I had a chance to travel around Spain and my first destination was Madrid. I arrived there very late at night and I already came across with people singing in subway which put me a smile on my face after travelling with Ryanair for the first time, haha!
I used CS (couchsurfing) during my two days stay in Madrid. My host was an American guy moved to Madrid from Bali three months ago, even though it seemed a cool guy at first and I still appreciate his kindness for showing me around, it turned out that he wanted to have something more intimate with me, you know what I mean. Furthermore, since I didn't live up to his expectations, he wrote me a negative reference on couchsurfing. Those people...
Beside this bad part of the story, our visit this beautiful park in the middle of Madrid, Jardines del Campo del Moro, was amazing. If you check my other Travel Posts, you'll see that I prefer visiting parks, seasides, all places in touch with  nature, rather than old historical places. 
Son paylaştığım yazılarımdan birinde sizlere bahsetmiştim (Blogging Business|Türkçesi yazıda mevcut), geçenlerde İspanya'yı gezme fırsatı yakaladım ve ilk durağım Madrid oldu. Gece geç saatlerde vardığım şehrin metrosunda bir grup şarkı söyleyen insanla karşılaştım. Ryanair'la yaptığım ilk yolculuğum sonrasında yüzümü güldürmeyi başardıklarını söyleyebilirim, haha :)
Madrid'de geçirdiğim iki günlük sürede, CS (couchsurfing) kullandım. Bilmeyenler için özet geçelim: Türkiye'de yaygın olmayan bu uygulamada, başka yerlerden şehrinizi ziyarete gelen insanları ücretsiz olarak bir iki günlüğüne evinizde konuk ediyorsunuz ve isterseniz etrafı gösterip, farklı kültürlerle kaynaşma şansı yakalayabiliyorsunuz. Evinde kaldığım Amerikan arkadaş, Bali'den Madrid'e 3 ay önce taşınmış. Başlarda iyi biri gibi gözükse de, ve hala bana etrafı gösterdiği için minnetarım, olayın devamında, benimle daha yakın bir ilişki kurmak istediğini söyledi, yakın derken ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Bir de üstüne üstlük, bu ilgisine karşılık vermediğim için, couchsurfing sitesinde bana negatif bir referans yazdı. Yani bazı insanlar...
Hikayenin bu kötü kısmını bir kenara bırakırsak, Madrid'in ortasında bulunan bu güzelim parka, Jardines del Campo del Moro, yaptığımız gezi harikaydı. "Travel" adı altında paylaştığım diğer yazılarıma da bir göz atarsanız, eski tarihi binalardan çok, parklar, deniz kenarı gibi doğayla iç içe olan yerleri tercih ettiğimi anlayabilirsiniz.

Madrid Stories: A Greenland Stuck in Rush

9.1.16 Jardines del Campo del Moro

As I mentioned you in one of my latest post (Blogging Business), recently I had a chance to travel around Spain and my first destination was Madrid. I arrived there very late at night and I already came across with people singing in subway which put me a smile on my face after travelling with Ryanair for the first time, haha!
I used CS (couchsurfing) during my two days stay in Madrid. My host was an American guy moved to Madrid from Bali three months ago, even though it seemed a cool guy at first and I still appreciate his kindness for showing me around, it turned out that he wanted to have something more intimate with me, you know what I mean. Furthermore, since I didn't live up to his expectations, he wrote me a negative reference on couchsurfing. Those people...
Beside this bad part of the story, our visit this beautiful park in the middle of Madrid, Jardines del Campo del Moro, was amazing. If you check my other Travel Posts, you'll see that I prefer visiting parks, seasides, all places in touch with  nature, rather than old historical places. 
Son paylaştığım yazılarımdan birinde sizlere bahsetmiştim (Blogging Business|Türkçesi yazıda mevcut), geçenlerde İspanya'yı gezme fırsatı yakaladım ve ilk durağım Madrid oldu. Gece geç saatlerde vardığım şehrin metrosunda bir grup şarkı söyleyen insanla karşılaştım. Ryanair'la yaptığım ilk yolculuğum sonrasında yüzümü güldürmeyi başardıklarını söyleyebilirim, haha :)
Madrid'de geçirdiğim iki günlük sürede, CS (couchsurfing) kullandım. Bilmeyenler için özet geçelim: Türkiye'de yaygın olmayan bu uygulamada, başka yerlerden şehrinizi ziyarete gelen insanları ücretsiz olarak bir iki günlüğüne evinizde konuk ediyorsunuz ve isterseniz etrafı gösterip, farklı kültürlerle kaynaşma şansı yakalayabiliyorsunuz. Evinde kaldığım Amerikan arkadaş, Bali'den Madrid'e 3 ay önce taşınmış. Başlarda iyi biri gibi gözükse de, ve hala bana etrafı gösterdiği için minnetarım, olayın devamında, benimle daha yakın bir ilişki kurmak istediğini söyledi, yakın derken ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Bir de üstüne üstlük, bu ilgisine karşılık vermediğim için, couchsurfing sitesinde bana negatif bir referans yazdı. Yani bazı insanlar...
Hikayenin bu kötü kısmını bir kenara bırakırsak, Madrid'in ortasında bulunan bu güzelim parka, Jardines del Campo del Moro, yaptığımız gezi harikaydı. "Travel" adı altında paylaştığım diğer yazılarıma da bir göz atarsanız, eski tarihi binalardan çok, parklar, deniz kenarı gibi doğayla iç içe olan yerleri tercih ettiğimi anlayabilirsiniz.
Hello to all bloggers living in Paris! First of all, let me introduce myself to you. I'm a blogger from Turkey but currently living in Portugal for my Erasmus study. I've been blogging for almost two years but I've made a great progress since the last summer. I love traveling, writing, talking, meeting new people as most of you do.

Calling out Bloggers in Paris!

7.1.16

Hello to all bloggers living in Paris! First of all, let me introduce myself to you. I'm a blogger from Turkey but currently living in Portugal for my Erasmus study. I've been blogging for almost two years but I've made a great progress since the last summer. I love traveling, writing, talking, meeting new people as most of you do.

Even the years pass, I still keep learning so many things from this life, every year I found myself so much different than the person I was before. Some may call this "self-improvement", some may say that we are gaining "experience" or just "growing up". I'm not sure if any of them will be the right way to tell it 'cause I know that even though you believe you're better person now, you do still mistakes, less or more.

I've been always a person who looks back, maybe even a bit stuck in there. Thus, new year's resolutions are not really my thing. Instead, I prefer doing mistakes and to see how they change my mind and perspective. So in this post, I'll talk what last year taught me about life.
Yıllar geçse bile hala bu hayattan birşeyler öğrenmeye devam ediyorum, her yıl kendimi bir önceki yıldan daha farklı bir insan olarak buluyorum. Kimi buna "kişisel gelişim" diyebilir, kimi "deneyim" kazandığımızı söyleyebilir veya sadece "büyüdüğümüzü". Bunlardan hiçbirinin bu durumu tam olarak açıkladığına emin değilim çünkü biliyorum ki her yıl daha iyi biri olduğuna inansa da insan, hala yanlışlar yapmaya devam ediyor, daha az veya daha çok.

Ben hep dönüp geçmişe bakan biri oldum, hatta belki geçmişte takılı kalıyorum da denilebilir. Bu nedenle yeni yılda karar alma işi pek bana göre değil. Ben onun yerine hata yapmayı ve bu hataların zihnimi ve bakış açımı nasıl değiştirdiğini görmeyi seviyorum. Ve size bu yazımda, geçen yılın bana neler öğrettiğinden bahsedeceğim.

Feedback from 2015

1.1.16

Even the years pass, I still keep learning so many things from this life, every year I found myself so much different than the person I was before. Some may call this "self-improvement", some may say that we are gaining "experience" or just "growing up". I'm not sure if any of them will be the right way to tell it 'cause I know that even though you believe you're better person now, you do still mistakes, less or more.

I've been always a person who looks back, maybe even a bit stuck in there. Thus, new year's resolutions are not really my thing. Instead, I prefer doing mistakes and to see how they change my mind and perspective. So in this post, I'll talk what last year taught me about life.
Yıllar geçse bile hala bu hayattan birşeyler öğrenmeye devam ediyorum, her yıl kendimi bir önceki yıldan daha farklı bir insan olarak buluyorum. Kimi buna "kişisel gelişim" diyebilir, kimi "deneyim" kazandığımızı söyleyebilir veya sadece "büyüdüğümüzü". Bunlardan hiçbirinin bu durumu tam olarak açıkladığına emin değilim çünkü biliyorum ki her yıl daha iyi biri olduğuna inansa da insan, hala yanlışlar yapmaya devam ediyor, daha az veya daha çok.

Ben hep dönüp geçmişe bakan biri oldum, hatta belki geçmişte takılı kalıyorum da denilebilir. Bu nedenle yeni yılda karar alma işi pek bana göre değil. Ben onun yerine hata yapmayı ve bu hataların zihnimi ve bakış açımı nasıl değiştirdiğini görmeyi seviyorum. Ve size bu yazımda, geçen yılın bana neler öğrettiğinden bahsedeceğim.

Latest Instagrams

© On My Own Way. Design by Fearne.