Madrid Stories: One day on the Street

19.1.16

In the last post of Madrid Stories, A Greenland Stuck in Rush, I mentioned you the beautiful park in Madrid. Now, it's time to take a look on the streets of Madrid where you can find of course, more people and lots of coffee shops with gorgeous buildings.
The city is divided by Rio Manzanares into two parts and I was in the real city center surrounded by shopping areas and historical places and where also you can find nice places to sit. As I told you before, I'm not fond of historical places, I prefer wandering the streets and take the road to the direction it leads me. 
What I liked about the city most is that I was able to find lots of vegan foods :) We ate tomato bread "Pan con Tomate" in the breakfast which was delicious. It is served with olive oil and grated tomato where you can spoon those onto your toasted bread. For lunch, we went to one of Kebap places which you can come across with in every corner in Madrid. The place we loved its falafel a lot was being run by a Kurdish man who had immigrated to Madrid long time ago. After having a little conversation in Turkish, ultimately we talked about the situation between Kurdish and Turkish people. I remember clearly what he said which affected me very deeply.
To tell the truth, we are not so different people.
Thinking of all the chaos going on between these two nations, maybe all we need to do is to look from a broader perspective and to realize what matters most in first place. When I met such people, I understand the importance of traveling better than ever. You're definitely gaining new perspective by knowing different people from different countries.
Madrid hikayelerinin son yazısında, A Greenland Stuck in Rush (Türkçe versiyonu yazıda mevcut), size Madrid'deki harika parktan bahsetmiştim. Şimdiyse, tabiki daha çok insan bulabileceğiniz, enfes binalarıyla birçok kahve dükkanı barındıran Madrid sokaklarına göz atma vakti.
Şehir Manzanares adı verilen nehirle ikiye ayrılıyor.  Ben, , alışveriş mağazaları ve tarihi yerlerle çevrili olan, ayrıca oturulacak hoş yerler de bulabileceğiniz şehir merkezindeydim. Daha önce söylediğim gibi, ben tarihi yerlere düşkün değilim, daha çok sokaklarda yürümeyi ve yol beni nereye götürüyorsa oraya gitmeyi seven biriyim.
Şehrin en sevdiğim yanı, bolca vegan yemek bulabilmemdi :) Sabah kahvaltısında İspanyolların “Pan con Tomate” dedikleri, yanında servis edilen zeytinyağını ve rendelenmiş domatesi kızarmış ekmek üzerine sürdüğünüz lezzetli ekmeklerden yedik. Öğle yemeğinde, Madrid’in her bir köşesinde rastlayabileceğiniz Kebapçılardan birindeydik. Falafeline bayıldığımız bu mekan, uzun zaman önce Madrid’e göç etmiş bir Kürt tarafından işletiliyordu. Biraz Türkçe sohbet ettikten sonra, en nihayetinde konu Türkler ve Kürtler arasındaki meseleye geldi. Beni derinden etkileyen sözünü çok iyi hatırlıyorum.
Aslına bakarsan, çok da farklı insanlar değiliz.
İki millet arasında giden bu kaosu düşündükçe, belki de ihtiyacımız olan şey olaylara daha geniş bir pencereden bakmak ve aslında neyin önemli olduğunu farkedebilmektir. Böyle insanlarla tanıştıkça, seyahat etmenin önemini çok daha iyi anlıyorum. Farklı ülkelerden, farklı insanları tanıdıkça, kesinlikle yeni bir perspektif kazanıyorsunuz.

Anyway, after fulling our stomach, we keep walking around the streets of Madrid. On the road, we enjoyed cinnamon-flavored tea which was being handed out due to Christmas time. In fact, it was one of the best moment of the day, because both I got really cold and my body was needing a cup of tea after lunch. This is also a habit of mine because black tea is one of the most consumed drink in Turkey, no way out without having one after meal!
After our long sightseeing, we got back home, drank some beers and smoked some weed. Then, we got hungry again, haha! The guy I stayed with took me the most famous chocolate place in Madrid (Chocolatería San Gines) where you can eat heavenly Churros and it was only 4 euro!
Neyse, midemizi yemekle doldurduktan sonra, Madrid sokaklarında yürümeye devam ettik. Yolda, Noel zamanı olduğu için ücretsiz dağıtılan, tarçın aromalı çayımızın keyfini çıkarttık. Günün en güzel anlarından biriydi doğrusu, çünkü hem çok üşümüştüm hem de vücudum yemekten sonra bir bardak çaya ihtiyaç duyuyordu! Yemek sonrası çay içmek benim bir alışkanlığım, çünkü çay Türkiye’de en çok tüketilen içeceklerden biri, yemeklerden sonra da bir tane içmezsek olmaz hani!
Uzun gezimizin ardından eve döndük, biraz bira ve ot içtik. Bunun üstüne, biz yine acıktık tabi, haha! Birlikte kaldığım arkadaş, beni Madrid’in en ünlü çikolatacısına (Chocolatería San Gines) götürdü. Burada, çok ama çok güzel Churros’lardan yedik ve sadece 4 euro ödedik!
I'm very happy that I visited Madrid and hope someday I'll pass by again so that I eat falafel and churros, haha! I spent only two days in Madrid but that was enough because I believe I've done everything in one day. My next Travel post will be about Paris where I visited just two days ago. You can find some photos on Instagram already!
All you need to do is to KEEP FOLLOWING!
Madrid'i ziyaret ettiğim için çok mutluyum, umarım bir gün yine yolum düşer de, falafel ve churros yerim, haha! Madrid'de sadece iki gün kaldım ama bence bu yeterliydi çünkü yapılacak herşeyi bir günde yaptığıma inanıyorum. Bir sonraki Travel|Seyahat yazım, iki gün önce ziyaret ettiğim Paris hakkında olacak. Şimdiden Instagram'da fotoğrafları bulabilirsiniz!
Tek yapmanız gereken TAKİP ETMEYE DEVAM ETMEK!

Post a Comment

Latest Instagrams

© On My Own Way. Design by Fearne.